ja_mageia

Raporlama
There are no translations available.

IA, yabancı sermayeli kuruluşların ihtiyaç duyduğu her türlü raporlama ihtiyaçlarını karşılayabilecek muhasebe programı dizayn ve geliştirilmesi konusunda ayrıca danışmanlık hizmetleri de vermektedir.

Home CIRCULARS Sirküler No. 055 / 6099 sayılı Kanunla Tebligat Kanunu'nda yapılan değişiklik ve düzenlemelerin, tebligat uygulamalarına getirdiği kolaylıklar
Banner
Sirküler No. 055 / 6099 sayılı Kanunla Tebligat Kanunu'nda yapılan değişiklik ve düzenlemelerin, tebligat uygulamalarına getirdiği kolaylıklar PDF Print E-mail
There are no translations available.

Sirküler Tarih ve  Numarası    : 29 Eylül 2011  055

Sirküler Konusu                       : 6099 sayılı Kanunla Tebligat Kanunu’nda yapılan değişiklik ve düzenlemelerin, tebligat uygulamalarına getirdiği kolaylıklar

Hatırlanacağı üzere, Tebligat Kanunu’nda 6099 sayılı Kanunla yapılan değişiklik ve düzenlemeleri, Kanunun TBMM’de kabul edilmesinin hemen ardından, ana hatları ile 13.01.2011 tarih ve 008 sayılı Sirkülerimizde konu etmiştik.

Bu Sirkülerimizde de, söz konusu değişiklik ve düzenlemelerin tebligat uygulamalarına getirdiği bazı kolaylıkları konu ediyoruz.

Özel ya da kamu hukuku kapsamına giren iş ve işlemlerde tebligat önemli bir aşamadır. İs veya işlemin hukuki sonuç doğurabilmesi her şeyden önce tebligatın muhatabına usulüne uygun bicimde yapılmış olmasına bağlıdır. Örneğin, usulüne uygun bicimde mükellefe veya vergi sorumlusuna tebliğ edilmemiş bir vergi/ceza ihbarnamesi, vergi borcunun doğması için aranan ilk şartın gerçekleşmemesi anlamına gelir. Bilindiği gibi bir vergi borcunun doğabilmesi için mevzuatımızda aranan şartlar, gerçekleşme sırası ile, tarh, tebliğ ve tahakkuk' tur. Bu sebeple tebliğin usulüne uygun bicimde yapılmamış olması, tahakkukun gerçekleşmesini de engeller. Tahakkuk etmeyen bir vergi ile ilgili olarak ta mükellef veya vergi sorumlusu için vergi borcundan söz edilemez.

Hukuki işlemlerde bu kadar önemli olmasına rağmen, işlemle ilgili belgelerin özellikle gerçek kişi taraflara tebliği, muhatapların adreslerinin tespitindeki zorluklar sebebiyle bugüne kadar kolay olmamıştır. Özellikle işlemden zarar görecek kişilerin adreslerini saklama konusunda özel çaba içine girmeleri de işlemin diğer tarafının hukuki haklarını sağlaması konusunda ciddi sıkıntılar ortaya çıkarmıştır.

İste bu sıkıntılardan yola çıkan Kanunkoyucu, içinde bulunduğumuz yılın Ocak ayı içinde TBMM'de kabul ettiği  6099 sayılı Kanunla, Tebligat Kanununda önemli değişiklikler yapmış, bir önceki parağrafta sözünü ettiğimiz sıkıntıların giderilmesine yönelik olarak radikal düzenlemeler yapmıştır.

Bu düzenlemeler kapsamında, Tebligat Kanunu'nun 10 uncu maddesinde  yapılan değişikliklerle ,  bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinin bilinen en son adresi olarak kabul edilmesi ve tebligatın bu adrese yapılması hükme bağlanırken ; aynı Kanunun 21 nci maddesinde yapılan değişikliklerle de ,  gösterilen adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğu ancak muhatabın o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olması halinde,  tebliğ memurunun tebliğ edilecek belgeyi o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine, zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim edeceği  ve ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştıracağı hüküm altına alınmıştır. Böyle bir durumda, ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihin tebliğ tarihi sayılacağı da yine aynı maddede belirtilmiştir.  Adres kayıt sistemindeki adresini değiştiren ve fakat değişikliği nüfus idaresine bildirmeyen kişilerin eski adreslerine yapılacak tebligatların da hukuken geçerli sayılacağı, Tebligat Kanunu'nun 35 inci maddesinde yapılan değişiklik ile hüküm altına alınmıştır.

Ancak, şunu da belirtmeliyiz ki, yukarıda özetlediğimiz ve Tebligat Kanunu'na konulan hükümlerden, idarelerin bir belgenin tebliği için doğrudan muhatabın adres kayıt sistemindeki adresine tebligat yapabilecekleri anlamı çıkarılmamalıdır. Böyle yapılması halinde tebligat, hukuki tartışmalara açık hale gelecektir.  Kamu İdareleri, öncelikle muhatabın kendisinde mevcut adres veya adreslerine tebligat yapmalı, bu adreslerde tebligatın hiç bir şekilde mümkün olamaması halinde muhatabın adres kayıt sistemindeki adresine başvurmalıdır. Bu bağlamda, vergi idaresi de mükellef veya borçlunun kendisinde mevcut adreslerine öncelikle tebligat gönderecek, bunun mümkün olmaması halinde, mümkün olmadığını gösterir gerekçeler ve kanıtlayıcı belgelere dayanarak mükellef veya borçlunun adres kayıt sistemindeki adresine müracaat edecektir.

Tebligat Kanunu'nun 10, 21  ve 35 inci maddelerinde yapılan bu değişikliklerin tebligat konusunda bugüne kadar yaşanan sıkıntıları önemli ölçüde ortadan kaldıracağı açıktır. Tebligatın yukarıda açıklamaya çalıştığımız usullerle yapılabileceği bir durumda artık ilanen tebliğe fazla gerek kalmayacağını tahmin etmek de zor değildir. Kamu idareleri, yukarıda özetlemeye çalıştığımız yeni düzenlemeler sebebiyle, büyük  ilan masraflarından da kurtulmuş olacaklardır.

Yeni uygulamaya geçilmesi ile birlikte ilanen tebliğe çok fazla ihtiyaç kalmayacak olsa da, Kanunkoyucu, Tebligat Kanunu'nun 29 uncu maddesinin ( 1 ) numaralı bendinde yaptığı değişikliklerle ilanen tebliğin Gazetenin yanı sıra elektronik ortamda da yapılmasını hükme bağlamıştır. 19 Ekim 2011 tarihinde yürürlüğe girecek olan bu düzenleme şüphesiz ki, bundan sonra ilanen tebligatların elektronik ortamda yapılacağı anlamına gelmemektedir. Bilindiği gibi, ilanen tebligat bir farazi tebligat şeklidir. Muhatabın ilanı görüp göremeyeceği, hakkında yapılan işlemden haberdar olup olmayacağı her zaman şüphelidir. İste,  gazetenin yanı sıra elektronik ortamda tebligat yapılması,  hakkında tebligat yapılanın bu durumdan haberdar olma olasılığını güçlendirmeye yönelik bir düzenleme olarak kabul edilmelidir.

Konuyla ilgili ek bilgi gerektiğinde lütfen arayınız.
Saygılarımızla,